TÜRKÇE ENGLISH
 

REACH UYUMU

REACH hakkında çok yazıldı, çizildi, konuşuldu. Bazen gereksiz korkular yaratıldı, bazen göz ardı edildi. Bugüne kadar müşahede ettiğimiz kadarıyla da çok az firma tarafından gereken önem gösterildi. Kimya Endüstrimizin bugüne kadar, bu denli teferruatlı, keskin tarihlere sahip bir mevzuat ile yüz yüze gelmemiş olması, konuya karşı ilgisizliğin nedenlerinden biri. Zira bizde mevzuatlar yayımlanır, yükümlülük tarihi yaklaşırken eğer büyük çoğunluk yükümlülüğünü yerine getirmedi ise bürokratlardan süre istenir ve bu süre de genellikle verilir. Ancak daha önce uygulanan AB yönetmeliklerinde de olduğu gibi, komisyon kararlarının değişikliğe uğraması, tüm üye ülkelerin tekrar fikir teatisine tabi olduğundan, olağanüstü vakit almakta ve genellikle yapılamamaktadır. Bu hususu bir kıyas ile örneklemek isterim. 27092 sayılı Kimyasalların Envanteri ve Kontrolü Yönetmeliği 26 Aralık 2009 tarihine kadar kimyasalların T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Kimyasallar Yönetimi Dairesi Başkanlığı’nca hazırlanan sisteme kaydını gerektirmekte iken, 10 Kasım tarihinde yapılan düzeltme ile 30 Haziran 2010 tarihine kaydırılmıştır. Oysa REACH Yönetmeliği’nin ilk yükümlülüğü olan ön kayıt son tarihi 1 Aralık 2008, gelen onca itiraza, mevzuattaki muğlâk noktalar ve belirsizlikler hakkında AB Adalet Divanı’nda dava dahi açılmış olmasına rağmen bir gün bile ötelenmemiştir. Zira bahsi geçen mevzuat bizdeki gibi tek bir devletin değil, tüm üye ülkelerin tekrar değişikliği onaylaması gereken bir mekanizma gerektirdiğinden, bu tür bir beklenti söz konusu olamamaktadır. Ön kayıt tarihi sonrası, hatalı bir yorum ile pişirilmiş alçı taşını ön kayıt yaptırmayan İngiliz üreticilerin muhatap olduğu yüksek rakamlı cezalar da bilinmektedir. Dolayısıyla Türk Kimya Endüstrisine oranla A.B. Kimya Endüstrisi daha fazla tehdit altındadır. Tek avantajları ise, bugüne kadar olan mevzuatlar dâhilindeki yükümlülükleri nedeniyle, daha hazırlıklı durumda olmalarıdır.

REACH UYUMU


Kasım ayı içerisinde T.C Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Dairesi tarafından bir REACH semineri düzenlendi. Çevre Yönetim Dairesi Başkanı Sn. Prof. Dr. Lütfü Akça’nın açılışını yaptığı ve Kimyasallar Yönetimi Dairesi Başkanı Sn. Abdurrahman Uluırmak’ın yönettiği oturumda, İspanya Çevre Bakanlığı yetkilileri ve İspanyol firma temsilcilerinin yanı sıra Türk Kimya Endüstrisini temsilen Türkiye Sektör Meclisleri Kimya Sanayi Akademik danışmanı Sn. Dr. Erol Özensoy da görüş ve tecrübelerini aktardı. Sn. Özensoy konuşmasında firmasının iki binin üzerinde madde ön kaydını yaptırdığını belirtti. Tecrübelerime dayanarak belirtebilirim ki tüm Türk Endüstrisi’nin madde kayıtları ancak bu seviyeye ulaşabilir. Sn. Özensoy gerek İngiltere’de ortağı olduğu kurum, gerek engin piyasa tecrübeleri açısından AB mevzuatlarının sonuçlarını, nispeten daha net görmekte. Ayrıca bu mevzuatın WTO (Dünya Ticaret Örgütü) kurallarına aykırı olduğu yorumunu yapmakta. Şahsi fikir olarak bu yoruma maalesef katılmadığımı belirtmek isterim. Zira AB Komisyonu’nun bu hususta ’’Koşullar AB içi üreticiler için de aynı hatta daha ağırdır’’ şeklinde, geçerli bir argümanı var. Sn. Özensoy’un yorumları arasında bizim de aynı görüşe sahip olduğumuz birçok nokta bulunmakta. Örneğin REACH Mevzuatı kapsamında AB içi bir üreticiye kıyas ile bir Türk Üretici, üretim ve depolama gibi süreçlerde AB içi bir maruziyete mahal vermemesine rağmen, mevzuatta ‘’Exposure Based Waiving ‘’ olarak ifade edilen, maruziyet temelli muafiyet hakkından faydalanabilmesi ancak SIEF inisiyatifinde mümkün olabilecektir. Türk Kimya Endüstrisine katkıları ve tecrübeleri ile Sn. Özensoy, oldukça aydınlatıcı ve ikaz edici değerli görüşler sunmuştur.


Görüşme sürecinde Kimyasallar Yönetimi Dairesi Başkanı Sn. Abdurrahman Uluırmak da Türkiye’de yürürlüğe girecek REACH benzeri mevzuat için 2013 Haziran ayını hedef tarih olarak belirtmişlerdir.

.
CRAD olarak amacımız gerek Türk mevzuatları, gerek A.B. mevzuatları hakkında farkındalığı ve bilgi seviyesini arttırmak ve endüstrimizi gelişmelere hazırlıksız yakalanmaktan kurtarmaktır. Bu amaç ile endüstrimizi ve ihracatımızı etkileyebilecek tüm kaynaklar CRAD ekibince özverili bir çalışma ile takip edilerek, konuya has tüm seminer ve çalıştaylara katılınmaktadır. Amacımız her türlü gelişmeden endüstriyi haberdar ederek karşılaşılacak riskleri, önlem alınabilecek süre dâhilinde bildirmek ve aşma konusunda destek sunmaktır. Bu amaçla 1 Aralıkta ECHA merkez binasında düzenlenen 100 temsilciyle sınırlı ‘’Madde Tanımlama Çalıştayına’’ tek Türk temsilci olarak, Türk Kimya Endüstrisini ve kurumum CRAD Çevre Risk Analiz’i temsilen katıldık. Bu toplantıda bir kez daha gözler önüne serildi ki, mevzuatta belirsiz nokta çok ve A.B. içi ekonomik anlamda büyük olarak tabir edilebilecek firmalar dahi panikte.

Çalıştay ECHA’nın Helsinki merkez binasında, yapımı tartışmalara neden olan modern konferans merkezinde gerçekleşti. Kriz sürecinde, ECHA’nın, gerek ihtiyaç duyulan yazılım giderleri, gerekse de personel ihtiyacı olarak Komisyondan ek bütçe istemesi, bu konferans merkezinin yapımının biraz göze batmasına neden oldu.


ECHA İcra Direktörü Geert Dancet’in konuşması ile başlayan çalıştaya yoğun talep olduğu, ancak salonun sınırlı kapasitesi nedeniyle ancak 100 delege seçilebildiği ifade edilmiş, seçim sürecinde firmalar arası ve AB dâhili ve harici delege dağılımının mümkün mertebe gözetildiği belirtilmiştir.


İlk sunumda Steven Buchanan tarafından madde tanılama konusunda temel prensipler ifade edilmiş, sorunların ve yanlış yorumların genellikle mono madde olarak adlandırılan temel kimyasallarda değil, çoklu madde (multi constituent substance) ve UVCB (Unknown, Variable Composition, Biological origin-Tanımsız, Değişken Yapıda, Biyolojik kaynaklı) maddelerde yoğunlaştığı belirtilmiştir. UVCB ile ilintili belirleyici kıstas olarak kaynak ve prosesin kayıt sürecinde kesinlikle belirtilmesi gereği, ECHA’nın madde yorumunu ve kayıt değerlemesini ancak bu bilgiler doğrultusunda yapabileceğinin altı çizildi. Çok bileşenli madde ön kayıtlarında ise suyun dahi bir bileşen olarak ön kayıt yapıldığı belirtilerek, solventlerin asla bir bileşen sayılamayacağı, ayrıca ön kayıt yapılması gerekliliği iletildi. Eğer çözümleme için analiz mümkün değil ise, neden mümkün olmadığı açıklanmadığı müddetçe bunun kabul görmeyeceği, elde edilen tüm verilerin bildirimi, elde edilemeyenlerin ise nedenleri ile belirtilmesi talep edilmektedir. Çok bileşenli madde için ana kural, maddenin bir reaksiyon sonucu tüm unsurları ile doğmuş olması (karışımlar, katkılar, çözücüler bu kapsamda değerlendirilemez) ve ana bileşenin ağırlıkça % 80’e eşit ya da az ancak % 10’dan fazla olması koşulu bulunmaktadır. Ağırlıkça % 80’den yüksek olan maddeler, mevzuat gereği olarak impürite içeren saf madde olarak ele alınırlar. Çok bileşenli maddelerde ise % 1’in altındakiler hariç tüm bileşenlerin belirtilme gerekliliği vardır. Bir anlamda çok bileşenli maddeden söz ediyorsak, ranj olarak da olsa toplamı % 100’e kadar bileşenleri belirtmemiz gerekmekte. Oysa ön kayıtlarda sadece %70’i belirtilen çok bileşenli madde kaydı görüldüğü, bazı kurumların ise solventleri bileşen olarak ön kayıt yaptırdıkları ve bu ön kayıtların geçersiz sayıldığı belirtildi. Örneğin, Titanyum dioksit için Rutile ve Anastase tipleri için ayrı EC numaraları olduğuna dikkat çekildi. Özellikle karbon zincir adetleri değişkenlik gösteren petrokimya ürünleri için karbon zincir aralıklarının madde tanılama konusunda belirleyici kıstaslardan olduğu ve karbon zincirlerinin daha net ifade edilmesinin SIEF sürecinde farklı kayıtlar altında toplanması gerekliliği birçok kez ifade edildi. Genel olarak testlerde GLP standardı arayan REACH Mevzuatının fizikokimyasal nitelikler için istisna kabul ettiği ve bu testler için GLP şartının aranmadığı, hatta kurum içi laboratuar verilerinin kabul edilebilir olduğu ifade edildi.


Sonraki konuşma Andreas Uphoff ve Alberto Martin tarafından birlikte sunuldu. Andreas Uphoff konunun mevzuat bacağını, Alberto Martin ise REACH IT kapsamında bilgilendirme bacağını sundular. Sunumda UVCB örnekleri ve yağ orijinli maddelere yer verildi. Yağ bazlı maddeler için karbon zincir değerleri ve kaynama ranjlarının belirleyici kıstas olduğu, elde edilen veriler doğrultusunda maddelerin daha dar kapsamda ele alınması gerekliliği vurgulandı. Enzimler için ise belirleyici kıstasın katalitik aktivite olduğunun altı çizildi.


IUCLID belirteçleri arasında UVCB (Unknown, Variable Composition, Biological origin-Tanımsız, Değişken Yapıda, Biyolojik kaynaklı) maddeler için özellikle tanımlama bölümünün doldurulmasının önemi vurgulanırken , yapısal formülasyonun girilmesinin ise şart olmadığı bildirildi. Ayrıca UVCB bir madde zaten değişken ve belirsiz yapısı nedeniyle bu statüyü kazandığı için, impürite belirtilmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi. Maddelerin çeşitli saflık dereceleri, eğer kabul edilebilir ranjlarda ise aynı kayıt altında değerlendirilebilecekleri tesbiti yapıldı.


Sunum aralarında verilen kahve molaları , katılımcılar arası ve ECHA teknik ekipleri ile iletişim imkanı sunması açısından sunumlar kadar faydalı oldu. Kahve molası sonunda salona dönüşlerde su dahil hiç bir içeceğin salona sokulmaması ECHA’nın modern konferans salonunun ne denli üzerine titrediğinin bir göstergesiydi. Öğle arası öncesi programlanan son iki sunumdan ilkinde, NONS diye tabir edilen Notified Substances ( Bildirimi yapılmış Maddeler) konusunda, bilgi talebi başvurularının prosesi üzerine Suvi Takala söz aldı. Başvuru Dosyası (Inquiry Dossier) olarak adlandırılan sürecin ECB olarak anılan ve ECHA öncesi dönemde A.B. Kimyasalların yönetimini yürüten Avrupa Kimyasallar Bürosundan devrolan bir süreç olduğu, ve bilgi paylaşım sürecinde, faz içi maddelerin aksine ECHA’nın aktif aracılık yürüttüğünün altı çizildi. Başvuru dosyası sunumu sonucu ECHA kendi kayıtlarından , önceki kayıt sahiplerini ve de potansiyel yeni kayıtçıları döküyor. Bu talepler 12 yıldan daha önce kaydolanlar ile son 12 yılda kaydolanlar olarak ikiye ayrılıyor. Buradaki önemli ayraç ise 12 yılı geçmiş kayıtlara dair veriler için herhangi bir bedel ödenmiyor olması. Oysa ki son 12 yıl içinde yapılan kayıtlar için bu veriyi paylaşma karşılığı veriye dair bedel ödenmesi gerekiyor. Eğer potansiyel kayıtçılar birden fazla ise bu bedel aralarında paylaşılıyor. ECHA bu başvuruların % 60 ‘ının 15 gün zarfında yanıtlanabidiğini söylese de , delegelerden bu konuda gelen şikayetler ,işin aslının bu şekilde olmadığı şüphesini doğuruyor. Zira bazı delegeler bir ayı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen eski kayıtçı ile temas kuramadıklarını, dönüş alamadıklarını ve ECHA’nın bu aşamada devreye girerek zorlayıcı faktör olmasını talep eden görüşler bildirdiler. Son sunumda ise Madde Tanılama konusuna hızlı ama kısa ipuçları ile yaklaşan Bernardette Quinn, bu güne kadar yapılan kontrollerde karşılaşılan hatalara hızlı bir şekilde değindi. %10 u ağırlıkça aşan maddenin impürite sayılamayacağını, % 10 dan küçük bir maddenin ise çok bileşenli maddenin ana maddesi olamayacağını ifade etti. Katkılarda belirtilen maddenin, kimyasal satabilizan niteliği bulunmadığı sürece katkı olarak kabul görmeyeceğinin, çözücülerin de bir alt bileşik sayılamayacağının altını çizdi. UVCB bir maddeden bahsedildiğinde net bir yapının ortaya konmasının,maddenin UVCB niteliğini ortadan kaldıracağını ve bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini söyledi. UVCB tanımlanırken bilinsin bilinmesin, belirtilen madde bileşkelerinin %100 toplamına ulaşması gerektiği de ifadeleri arasındaydı.


Madde belirteçlerinde özellikle kısaltmalardan, endüstriyel jargonlardan ve geçmiş geçersiz bilgilerden kaçınılması gerekliliği vurgulandı. Bu, CRAD olarak ön kayıt sürecinde bizlerin de danışanlarımıza verdiğimiz önemli tavsiyelerden biri idi.Zira bugüne kadar sektörde maddeler için kullanılan sinonimler ve jargonların maalesef maddelerin bilimsel IUPAC isimlerinin önüne geçmiş ve hatalı kayıtlara neden olmuş olduğu tarafımızca bilinmekteydi. Ayrıca EINECS te de hataların olduğu ve tamamen EINECS’e dayalı bir kontrolün yanlışlara neden olabileceği de ikazlar arasında yer alıyordu. Teknik Eksiksizlik kontrol fonksiyonunun, madde tanımlaması kontrolü yapamadığı , sadece ilgili alanların dolu olup olmadığını kontrol ettiği, dolayısıyla bilgi geçerliliğinin kontrolünün bu tür araçlar aracılığı ile değil, uzman kadrolarca yapıldığı belirtildi.


Salonda bulunan ve daha önce farklı seminer faaliyetlerinde tanışmış olduğumuz Lider Kayıtçı düzeyindeki firma yetkilileri ile yapılan yorumlamalarda, çalıştayın faydalı olduğu ancak çok daha önce yapılması gerektiği, zira yanlışların zaten yapıldığı, hatta çalıştayın yapıldığı tarihten bir gün önce Aralık 2010 kayıt tarihli maddeler için geç ön kayıt sürecinin dahi sona erdiği haklı olarak ifade edildi.


ECHA tarafından konuklara sunulan öğle arası sonrası, Çalıştay başlangıcında verilen sıra numaraları doğrultusunda delegelere, ECHA teknik ekibine, kurumlarına özel soru yöneltebilme ve birebir görüşme imkanı sunuldu. Çalıştayın kendi binasında organize edilmesi, daha önceki benzer faaliyetlere nazaran daha fazla teknik ekibin katılımını sağlamış, tüm öğleden sonrasının bu iletişime ayrılmış olması da, daha önce ancak ayak üstü soru sorma şeklinde olan bu görüşmeleri daha verimli kılmıştı. Ancak bu görüşmeler esnasında salonda yeni IUCLID versiyonunun tanıtımının sürekli numara anonsu ile kesilmesi sunan teknik ekibi rahatsız ettiği gibi, sunumu izleyenlerin de konsantre olamamasına neden oldu. Bu faaliyet diliminde ECHA ekibinde Türk asıllı Seyhan Bey ile tanışmak ise bizim için ayrı bir keyif ve gurur kaynağı oldu. Birebir iletişim sürecinde sorularımızı büyük ilgi ile karşılayan ve uzun zaman ayıran Sn. Pollard ve Sn. Ibera birçok konuda bizleri aydınlattılar, net olmayan konularda ise not alarak dönüş sözü verdiler. Kendilerinden , rehberlerde yer almayan, mevzuatta geçmeyen yorum konularında bilgiler almak ve müşterilerimize çözümler üretmek bizler için hem bir onur kaynağı hem de yorgunluğumuz alan heyecan vesilesi oldu. Ekibin bir bölümü , firmamız CRAD ve Türk Kimya Endüstrisinin saygın üyeleri olan müşterilerimiz adına katılacağımız 7 Aralık 2009 tarihindeki 3.ECHA Paydaşlar Toplantısı’na da katılacağından, orada görüşmek üzere sözleştik. Günün sonunda, bu mevsimde oldukça karanlık geçen, kesif soğuk bir Helsinki akşamında delegasyon ile vedalaşarak ECHA merkez binasından ayrıldık. Endüstriden gelebilecek tepkilere duyulan endişeden olsa gerek , oldukça güvenli bir şehir olan Helsinki’de ECHA binasında alınan güvenlik tedbirleri, bizim alışık olduğumuz PLAZA yada AVM girişlerini aratmıyordu.


Yazımı sonlandırmadan önce bazı önemli konuların altını çizmeden edemeyeceğim. Gerek bu çalıştay, gerek genel tecrübelerimiz bizi, Kimya Endüstrimizi mevzuata duyarsız kalmanın bedellerinin ağır olacağı, ve de genel alışkanlık ile bazı şeyleri son ana bırakmamızın maalesef bu süreçte, geri dönülemez noktalara gelindiğinde, artık azmetsek de geç olacağını ikaz etmek mecburiyetinde bırakıyor. Zira yazımı kaleme aldığım an itibarı ile ECHA tarafından 2072 SIEFin kurulduğunun web sitesinde belirtilmesine rağmen, bu SIEF’lerin kaçının işler hale geleceği, kaçının ‘’Madde Eşdeğerlik Kontrolü ‘’ sonucu kaça bölüneceği hala belli değil. İcra kurumu ECHA’nın çalıştaydaki ve bugüne değin değişmeyen ifadesi ise ‘’ Bizim bu konuda ne yetkimiz ,nede niyetimiz var. SIEF’ler ve madde tanımlama endüstrinin tamamen kendi inisiyatifinde. Bu süreci ne uzatabiliriz, ne de hızlandırabiliriz. Biz, Komisyonun yasada bize verdiği görev ve yükümlülüklerin dışına çıkamayız’’ şeklindedir.


Türk Kimya Endüstrisi, istisnaları saymaz isek , geçtiğimiz yıl ön kayıtlarını yaptırdıktan sonra REACH mevzuatını, ancak bir A.B. müşterisi doküman talep ederse ya da ihraç ettiği mallar gümrükten çekilemez ise hatırına getiriyor. Onun haricinde süreci, biraz da bize özgü ‘’ Hele bir bekleyelim görelim ne olacak’’ edası ile izlemeyi tercih ediyor. A.B. pazarına olan ihracatların daralması, ve bu yıl tüm piyasaları etkileyen kriz ortamı, elbette yatırım ve harcamaları kısma konusunda haklı nedenler. Bunları asla yadsımıyor ve göz ardı etmiyoruz. Ancak A.B. Pazarına açılmak için fuarlara oldukça yüklü bedeller ödeyen, biraz olsun firma prestiji için gereklilikler ötesinde yazılım yatırımlarına girişen firmaların, bu konuda, gerek konuya adanmış personel atama, gerek kayıt masraflarından kaçınma eğilimini anlamak maalesef mümkün değil. Kimyasal mevzuatlar biz istesek de istemesek de, her geçen gün detaylanarak ve ağırlaşarak devam edecek. Bu konuda, artık, geleneksel bakış açımızı değiştirip, kanserojen olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış solventleri, imalathanelerimizde, etiketinden önce koklayarak tanılama gibi yöntemlerden vazgeçmez isek, yıllar önce radyasyonlu çayları keyifle içen ileri gelenlerimize rağmen Karadeniz bölgemizde artarak yaşanan kanser vakalarını tekrar yaşamak kaçınılmaz olur. Ünlü şair Mehmet Akif Ersoy’un “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar.


Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” ‘’ dizesi, bizlere almamız gereken dersleri adeta öğütlüyor.


Mevzuatlara karşı reaksiyon konusunda son zamanlarda yaşadığımız enteresan tecrübelerden de kısa bir anektod sunmak isterim. 10 Kasım tarihinde düzeltme gelmeden önce ,26 Aralık 2009 son kayıt tarihli olan Kimyasalların Envanterlenmesi ve Kontrolü Yönetmeliği’nin , esas muhattabı yurt içi kimya endüstrisinden daha fazla ilgiyi, hali hazırda müşterisi olduğumuz ülkelerin kimya endüstrilerinden görmüş olması bizim için şaşırtıcı oldu. Bu konuda yurt içi firmalardan aldığımız bilgilendirme ve destek talebi kadar, yurt dışı firmalardan, mevzuatın detayları, kapsamı, bildirim sürecinde, ithalatçı gerçekleştirmediği takdirde kendi adlarına işlem yapacak Tek Temsilci hususunun mevzuatta geçmediği gibi birçok konuda soru almamız , hatta birçok kurumun Türk mevzuatlarını, adlarına takip etmemiz konusunda taleplerinin beklentimizin üzerinde olması, bu tür endüstriyel mevzuatlara global piyasaların ne denli hassas davrandığını gözler önüne serdi.


Mevzuatları, sadece yasal gereklilik olarak görmek yerine, biraz da, emniyet kemerini hayatımıza sokan kanunlar gibi, yaşam kalitemizi arttırıp, sağlığımızı koruyan önlemler olarak görelim. Endüstriyel kurumlar için ticari kazanç önemli olduğu gibi, çevre, çalışan ve toplum sağlığını da göz ardı etmeksizin ekonomik faaliyetleri sürdürebilmek, ülkemiz ve inancımız adına yapabileceğimiz en önemli ödevdir.


Ülkemiz Kimya Endüstrisi, kazandığı ivme, güven ve prestij içinde, etkinliğini ve gücünü, günbegün artırırken, Birleşmiş Milletler kuralları ve Bakanlığımızın mevzuatlarının yanı sıra, müşteri ülke mevzuatları konusunda destek olarak, danışanlarımıza katkımız olduğunu bilmek, onların müşterilerinden aldıkları tebriklere şahit olmak, bize hem görevimizi yerine getirmenin gururunu, hem de daha sağlıklı bir üretim süreci ve yaşanılabilir bir çevreye bir nebze vesile olmanın onurunu yaşatıyor.